"Güneş batan şehirlerde ay doğan geceler başlar sessizce…"

uyanış…

…..uzun bir kış döneminden sonra nihayet bahar gelmişti. yapraksız ağaçlarda kuşlar cıvıldaşıyor, birbirlerine baharı müjdeliyorlardı…artık uykudan uyanma vakti gelmişti…. eriyen kar suları bedenine soğuk soğuk dokunduğunda içinde bir kıpırdama, bir gıdıklanma hissi oluşturmuştu… gözlerini elleriyle ovuşturdu..içinden bir ses ” hadi artı uyanma vakti” diyordu…aslında her çocuk gibi onun da hoşuna gidiyordu uyumak, sabahları erken kalkmamak… ama uyanmalıydı…. hafifçe doğruldu yerinden, sabahın ilk ışıklarıyla. uzunca bir süre toprak altında kaldığı için gözleri karanlığa alışmıştı… gözlerini açtığında tam kafasının üstünde güneş onu tüm sıcaklığıyla selamlıyordu….günaydın diyordu sanki…günaydın…kafasını hafifçe etrafına çevirdi…toprak canlanıyordu…mavi…sarı.. beyaz çiçekler.. .doğa uyanıyordu artık yeni bir bahara…. çapkın bir arı bir o çiçeğe bir diğerine konuyordu sürekli…selamlıyordu hepsini….etrafına bakındı tanıdık birileri var mı diye….hepsi kendisine benzeyen binbir türlü çiçek vardı…bazı simalar tanıdık geldi, selamladı onları. geçen bahar tanıdığı arkadaşlarını yeniden görmenin mutluluğu ile derin bir nefes aldı….aynı zamanda içinde de garip, buruk bir his vardı….üzerinde geçen yıldan kalma eski yaprakları gördü….kendisinin bu yapraklar gibi olmadığı için, yeniden baharı görebildiği için kendini şanslı hissetti….yaşamak çok güzeldi…biliyordu aslında ömrünün uzun olmadığını…birkaç ay sonra sıcaklar iyice artacak, susuzluk baş gösterecekti ve anlamalıydı ki zamanı dolmuştu….tüm bunlar bir film şeridi gibi geçti gözünün önünden… olsun dedi… sonunda baharı göreceksem, beklemeye değecekse ben yine beklerim senii dedi içinden… anladı ki yaşamak çok güzel herşeye rağmen….26/03/12. Giresun.

mavi çiçeğim benim…

 Mavi…deli mavi..baktığımda içimi acıtan mavi…

Kategoriler:Cografi Geziler

prenses mavisi…

yalan yok bugün olsa yine yaparım….yaşamayacağını adım gibi bilmeme rağmen yine yaparım… o kadar bencilim ki…..yaşayabilir misin başka bünyelerde, alışabilir misin başka iklimlere düşünmem hiç….düşünmedim de… söktüm, oynattım seni yerinden…adını bilmiyorum bu çiçeğin. yalnız 2430 mt yükseklikte, karların olduğu yerde çok az yerde görülen bir çiçekti. önce güzel güzel fotoğrafladım….sonra söktüm yerinden…o da bana inat intihar etti….öldü…. 

güneşin doğuşunun da batışının da fotoğrafı aynı…

Çarşıbaşı/Trabzon

aslında bu karede size, güneşin denizde yavaş yavaş kayboluşunun hikayesini yazacaktım ama olmadı….kaybolan bir güneş değildi sanki; bir gelecekti… geriye kalan sadece bir buruk hüzün…ne ilginçtir ki aynı gün hem doğuşunu hemde batışını fotoğrafladım güneşin…ikisi de güzel, ikisi de çılgınca…tıpkı bir yaşam döngüsü gibi….doğum ve ölüm gibi…diyeceğim o ki güzel yaşayın….gidenin ardından, geride kalanın beklemekten başka çaresi yok…herşey güneş değil ki tam zamanında doğsun hayatına, aydınlatsın hayatını….her batışın bir doğuşu olur mu? var mı? bilemem ama her doğuşun bir batışı mutlaka var….batmadan önce iyi düşünün… bir de gençleredir tavsiyem; kaderinize karşı çıkmayın, kabullenin sadece inanın daha mutlu olursunuz…çünkü çerçeveniz çizilmiştir, çıkamazsınız dışına (aşk tesadüfleri sever), gideceğiniz yer bellidir… sadece o çerçevenin içerisine istediğiniz fotoğrafı koyabilirsiniz o da şansınız varsa…..son sözüm şu ki; geçmişiniz gölgeniz gibidir… gece kaybolur ama gündüz, yanınızda bitiverir….başka bir yazıda görüşmek dileğiyle…esenlikler efendim. 

Santa Harabeleri….tam bir harabe…

Santa Harabeleri Trabzon ili Arsin ilçesine bağlı Dumanlı Köyü sınırları içerisinde yer almaktadır. Trabzon’a 73 km , Arsin ilçesine 42 km uzaklıkta Taşköprü Yaylasında yer almaktadır. Arsin ilçesiden, Fındıklı ve Atayurt köy yolları takip edilerek kolaylıkla (!) ulaşılabilir.  Turizm İl Müdürlüğü’nün müthiş yer gösterici tabelasına göre; “Santa’da ilk yerleşkelerin Ortaçağda başladığı bilinmektedir. Kente ilk yerleşenlerin kimler olduğu konusunda kesin bilgi bulunmamaktadır. XVII yüzyılda adı duyulan kentin en parlak dönemi XIX yüzyıldır.  Bu yıllarda kentin nüfusunun 5.000 olduğu yazılı kaynaklardan anlaşılmaktadır. Bu yüzyılda kentte erkek ve kız öğrenciler için okullar olduğu yine yazılı kaynaklardan anlaşılmaktadır. Santa’da yaşayan halkın tamamı Hristiyan Ortodokslardan oluşmaktaydı. Gorom bölgesinde yaşayanlar hariç hepsinin anadili Gümüşhane’deki diğer Rum topluluklarında olduğu gibi Türkçe idi. Arkeolojik ve Doğal Sit alanı ilan edilen kent; Binatlı, Terzili, Zurnacılı, Piştovlu, İşhanlı, Sincanlı ve Çakallı olmak üzere toplam yedi mahalleden oluşmaktaydı. Günümüzde ise bu evlerin yaklaşık 300′den fazlası ayakta kalmıştır. Kentte her mahallesi tümüyle taştan inşa edilmiş tek katlı evler, her mahallede en az bir kilise, her sokakta en az bir çeşme mevcuttur. Doğal konumu itibari ile yayla özelliği taşıyan yerleşim tarihi ve kültürel varlıkları ile çok zengindir.”

 Resmi tarih böyle söylüyor…ancak çok üzülerek söylüyorum ki durum içler acısı…eğer biraz çaba sarf edilse rumlar için yeni bir Haç merkezine kavuşmak o kadar da zor değil… Arsin merkeze varmadan hemen önce tabelanın gösterdiği yöne sapmanız gerekiyor Santa’ya ulaşmak için. Maden Köyüne kadar yol çok virajlı olmasına rağmen (yaklaşık 25 km) asfalt ve ulaşım zorluğu yok. işte herşey Maden ve Atayurt Köylerini geçtiğin de başlıyor. Aracınızın arazi tipi araç olmasına özen gösterin derim ben. yol o kadar bozuk ki… bir çukurdan kaçayım derken diğerine düşmemek imkansız nerdeyse…yol boyunca size bir akarsu eşlik ediyor doğal bir süprizi olarak. o kadar hırçın akıyor ki sanki insanoğlunun bu vurdumduymazlığına isyan ediyor…ancak çok zamanınız yok bu güzelliği görmek için. çünkü HES yapılıyor üzerine. yani o da hapsediliyor yakında…koskoca 42 km’lik yolda sadece tek tabela var Santa’yı gösteren.. ama korkmayın; insanoğlu tabela koymasa da doğa yardım ediyor size…dereyi takip edin…yolda ilerledikçe, manzaranın büyüsüne ve suyun o güzelim sesine kapılmamak elde değil… saat 14:00 de yola çıkarsanız Trabzon’dan 16:00′da ulaşabiliyorsunuz Santa’ya…yolların durumunu siz hesap edin…ben sıkıldım şahsen…sonunda ulaşıyorsunuz Yaylaya.. Taşköprü yaylasına.. bu arada yol boyunca en az 15-20 tane eski kemerli taş köprü göreceksiniz… hepsi sapasağlam…

Santa’ya ulaştığınızda hem çok mutlu oluyorsunuz hem de çok üzülüyorsunuz. en üzücü olan da yeni neslin ne kadar zevksiz ve vurdumduymaz olduğunu görmek…asırlık yapılar muhteşem ihtişamı ile dururken günümüz yapıları hayalet gibi…Siz bakmayın SİT alanı falan ilan edildiğine.. valla takan yok…resmi kayıtlarda 300 ev var diyor ya…keşke öyle olsaydı…sadece çeşmeler, yıkılmış kiliseler ve okullar ayakta… geri kalanlara ne mi olmuş…yaylaya çıkan köylüler veya defineciler tarafından talan edilmiş… eski evler sökülmüş yerine aynı taşlar kullanılarak yeni Ucube’ler yapılmış…çok üzüldüm…bir tarih bu kadar mı sahiplenilmez anlamak gerçekten zor…kalan birkaç yapıyı onlar da gerçekten tarih ! olmadan ve HES faaliyete geçmeden görün derim…ne Rumum ne de Hristiyan… ama burda bir tarih yatıyor. bir uygarlık yatıyor hem de bizim ülkemizde yanı başımızda…gezerken içim acıdı… o zamanları yaşadım…gözümün önünde canlandı mavi gözlü Eleni, kel kafalı nikolaos…. üzüldüm ilgisizliğimize… ne kadar sahip çıkmışız biliyor musunuz? girişte yaklaşık 3 metre kare bir tabela yön işaretleri bile yok..altında İl Kültür ve Turzim Müdürlüğü yazısı koca harflerle.. bir de 100 mt aşağıda “Santa Harabeleri ” altında da Başbakanlık Tanıtma Fonu. hepsi bu… yani ne bir bekçi ne bir jandarma…sahipsiz.. kaderine terkedilmiş…adam gelmiş 3 katlı beton binayı kondurmuş harabelerin orta yerine yemyeşil…

ayasofya…Trabzon

Şuan müze olarak kullanılan Aya Sofya Müzesi, Manuel Comnenos I döneminde inşa edilmiştir (1238-1263). 1461 tarihinde Trabzonun Fethinden sonra camiye çevrilmiştir. Tarih boyunca çeşitli zenginler tarafından hep ilgi odağı olmuştur ve Evliya Çelebi’nin Seyahatnamesinde de kendisine yer bulmuştur.

Trabzon şehir merkezinde, bugün müze olarak faaliyet gösteren yapı Bizans Mimarisinin en güzel örneklerinden birisi olup, günümüze kadar çeşitli kez restorasyona uğramıştır. Trabzon’da gidip görülmesi gerekn yapı hala eski ihtişamını korumaktadır.

Müzeye giriş ücretli olup Müze Kart ile giriş yapılabilmektedir.

Müze civarında çeşitli hediyelik eşya satan magazalar bulunmakta ve Trabzon’a özgü el işleme sanatları satılmaktadır. ayrıca müze içerisinde çok güzel bir çay bahçesi bulunmaktadır.

Kategoriler:Cografi Geziler

mavileri getirdim sana…


düşlerimi getirdim sana…mavi düşlerimi…koydum avuç avuç ceplerime….hüznü getirdim sana…özlemi getirdim sana….ümidi, inadına yaşamayı getirdim sana…yaşama sevgisini… var yada yok olma arasındaki ince çizgiyi getirdim gözlerinin önüne…tüm olumzuluklarda bile nasıl mutlu olunabileceğini…yarını düşünmeden…güneşin doğmasını beklemeden de yaşanabileceğini…baharın gelmesini beklemedende. bahar gelmiyorsa bir türlü kendi baharını kendin yaratmayı da….mümkün değil mi diyorsun… benim hikayemi dinle ozaman…sen hiç sıcak mevsimlerde, her zaman baharın olduğu memleketlerde benim kadar güzelini gördün mü…benim kadar canlı renkli olan çiçek gördün mü hiç….çünkü ben baharı beklemiyorum…sen soba başında baharın gelmesini beklerken, ben toprak altında -30 derecede zamanın gelmesini bekliyorum sadece…geldi mi zamanım…. kar, buz beni ilgilendirmez… çıkartırım kafamı…delerim buzu toprağı….mecbursun beni görmeye…bahar mecburdur beni kabul etmeyee…sonra ne mi olur… tüm diğer çiçekler açmaya başladığında anlarım ki zamanım geçiyor benim. sıradanlaşıyorum…ben sevmem öyle sıradan olmayı, herkes olmayı…zamanı gelmiştir gitmenin anlarım  ben. soldurmam çiçeklerimi…boynumu bükmem… yem olmam öyle önüne gelen her koyuna… bir gece yada sabaha karşı aniden yok olurum…çünkü kolay yaşamak bana göre değil….herkesleşmek bana göre değil…ben zor severim zorlu severim..mavi severim…buz mavisi, gece mavisi…gözlerinin mavisi gibi işte….giderim işte…ama sonsuzluğa değil… zamanımın geleceği güne giderim….senin adını kimse bilmezken, işte bu yüzden sümbüldür benim adım…sümbül…mor veya mavi farketmez……sen benim olduğum yerde yaşamayamazsın…üşürsün…bense senin olduğun yerde boğulurum…(Bu fotoğraf 04/05/2011 tarihinde Sultan Murat Yaylası/Çaykara/Trabzon’da tarafımdan çekilmiştir).


Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

%d blogcu bunu beğendi: